Kültür-Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür-Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2016 Salı

İyiler Ölmez Mustafa Kutlu Hikayelerinde



Mustafa Kutlu hikayelerini benim gibi sıkı takip edenler bilirler. Genel bir karakteri üslubu vardır. vardır. Belli bir karakteri vardır. Misal günahkar da olsa iyidir insanlar. İyiliği öldürmez hikayelerinde. Ya tövbe etmiştir önceden yada tövbe ettirir bir şekilde. Son hikayesinde de bunu kapağına taşımış. Belki de yıllardır güvendiği toz kondurmadığı Anadolu insanının 15 Temmuz'da kendisini haklı çıkarmasının haklı gururunu taşımakta. Öyle ya onun hikayelerindeki karakterler şarhoş dahi olsa Kuran hürmetsizlik etmezdi. O kara gecede de bu millet ezdirmedi vatanı namerde.

Bu yıl Necip Fazıl Onur Ödülü’ne layık görülen üstad Mustafa Kutlu yeni kitabı ile yine gönüllerimize ferahlık verdi.  İyiler Ölmez ile önce kalbimize sonra raflarımıza girdi.

4 ana karakterin üzerine inşa ediyor hikayesini üstad. Ressam bir gezgin, bir genç delikanlı, sarhoş fotoğrafçı ve gönlü kırık bir doktor. Her birinin ayrı ayrı hikayesi anlatıyor. Ama zaman zaman birbirine geçiyor kurguları. Sanki bir sinema filmi gibi. Yine satır aralarında öğütler veriyor. Bazen okuyucu ile konuşuyor. Sohbet havasına dönüyor hikaye. Her zaman ki gibi eski hikayelerin atıflarda bulunur. Özellikle Uzun Hikaye'ye. Hatta bir bölümü olduğu gibi almış. Bunu da okuyucuya söylüyor tatlı bir üslupla. Hikayenin sonu bir anda mutsuz bir sonla bitiyor. Ama orada bile çok önemli bir ders veriyor. Hafızalarda önemli bir yer edinerek tamamlanıyor hikaye.

Kitap bir sahne var ki tam benlik. Yıllardır cevabını bulamadığım soruya şıp diye cevap vermiş. Onu sizinle paylaşmazsam olmaz :)

Gezginim ben. Turist mi ? Yoo :)



14 Mart 2016 Pazartesi

Oyunun Oyunu Oyunu





Bu ay ki oyunun  içinde bir oyun vardı. Tekerleme değil gerçek. "Oyunun oyunu" hem oyunun ismini hem de konusunu anlatmakta. Bir oyunun provalarının ve gerçek oyun esnasında sahne arkasında yaşananların anlatıldığı çok keyifli bir oyun. İsmi ve konusu gibi beyin jimnastiği yaptıran gülme garantili bir oyun.

İngiliz yazar Michael Frayn'ın ilk defa 1982 yılında sahnelediği ve ülkemizde de birçok değerli tiyatro ustasının sahnelediği oyun Fars yada vodvil  tarzı oyunların bir örneğidir. Komedinin bir alt türü olarak fars türü oyunlar herhangi bir hiciv olmadan sadece güldürmeyi amaçlarken matematiksel bir kurgu içerirler. Orjinal ismi "Noices Off" olan oyunun dilimize "Oyunun Oyunu" olarak çevrilmesinin sebebi de budur. İBB Şehir Tiyatroları tarafında ilk defa bu sezon sahnelenen oyunu bu ay Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinde izleyebilirsiniz.   
İki perdenden oluşan oyunda üç bölüm yer almakta. İlk perde ve birinci bölümde, bir oyunun teknik provasın yada kostümlü provasının yapılması anlatılmakta. Oyunun yönetmeni seyircilerin arasında dolaşarak provayı yönetmekte. Bu bile oyuna ilgiyi daha fazla artırmakta. 

İkinci perde ise iki farklı bölüm var. İlki  provası yapılan oyunun ilk gösterimi sırasında kulisten yaşananları anlatıyor. Bu bölümü anlamak için ilk perdeyi çok dikkatli izlemek ve hatırlamak gerekiyor.  Bir oyun esnasında arkada neler olup bitebileceğini beyin damarlarınızı zonklatacak kadar güzel anlatılıyor. Oyunun temposu o kadar yüksek ki takip etmekte zorlanabilirsiniz. İşin matematiği de burada zaten. Bir önceki perdede yaşananları hatırlamanız ve ilişkilendirmeniz gerekmekte. bu bölümde biraz yorulduğunuzu ve oyundan koptuğunu hissedebilirsiniz.

Son bölümde ise oyunun sahnelendiği bir turnede yaşanan aksiliklerin oyuna olan etkisi çok komik bir dil ile anlatılmakta.

Dekor oyunun teması olan kapılardan oluşuyor. Öyle işlevsel kullanılmış ki kapıların açılığ kapanması oyunun hızı ile orantılı.  Oyuncuların temposu takdiri hakediyor. bu kadar karışık bir oyunu hatasız oynamaları ayakta alkışlanacak bir performans.

Son söz bu oyunu kaçırmayın .

 



10 Ocak 2016 Pazar

Hayy Müzikal Çocuk Oyunu

 Hayy Çocuk Oyunu
Hayy Müzikal Çocuk Oyunu

Endülüslü filozof İbn-i Tufeyl'in romanı Hayy Bir Yakzan'dan uyarlanan müzikal çocuk oyunu Hayy'ın galasına kızım Hüsna ile katıldım. Endülüs'e olan hayranlığımdan dolayı uzun yıllar önce okuduğum romanın oyununu kızımla beraber izlemek oldukça heyecanlandırdı beni.

Hayy Bir Yakzan, Daniel Defoe'un Robinson Crusoe romanına ilham olmuş hatta Avrupa'nın aydınlama çağında bir çok düşünürü de etkilemiş bir eserdir.

Hayy, ülkesinde zalim bir yöneticinin zulmünden kaçabilmek için annesi tarafından sepetin içine bırakılarak denize bırakılan bir çocuktur. Issız bir adada bir ceylanın evlat edinmesi ile hayata tutunur. Bebeklik evresi bitip artık düşünme çağına geldiğinde diğer hayvanlarda farkı olduğunu idrak etmeye başlar.  Akabinden gelişen olaylarla Allah bilincine akıl ile ulaşabileceğini savunur.


Oyun  bu kurgu üzerine çocukların anlayabileceği bir şekilde düzenlenmiş. Oyunun yönetmeni Tiyatro Greyfurt'tan Mehmet Emin İnci. Diriliş Ertuğrul dizisini izleyenler bilirler. Halep Emiri'ni canlandıran oyuncudur kendisi.  Tiyatro Greyfurt  Akif, Menan Cinleri gibi başarılı tiyotro oyunları sahneleyen bir ekip. İlk defa gerçekleştirdikleri çocuk oyunu ile başarılı bir çalışma ortaya koydular.

Projenin sahibi ise Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun eşi Sare Davutoğlu'nun da yönetim kurulunda yer aldığı Meridyen Derneği.  Sosyal bilimler üzerine proje üretmeyi hedefleyen dernek bu çocuk oyunu projesini de "Kıyıya vuran tüm çocuklara" slogonı ile Suriye'de savaştan kaçıp denizde can veren çocuklara adamış.

Son olarak çalıştığım firma Albaraka Türk'ün böyle güzel bir projeye sponsor olmasında duyduğum memnuniyeti belirtmek istiyorum. Bir dönem Avrupa'ya ilham olmuş öz kültürümüzü tekrar keşfetip yeni cevherler çıkartıyor olmamız çok güzel. Çok daha güzel çalışmaların olacağına inanıyorum.


Hayy müzikal çocuk oyununu aşağıdaki gösterim yerlerinde ücretsiz izleyebilirsiniz.

Anadolu Yakası Gösterim Yerleri:

16.01.2016 Üsküdar Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi 12:00
30.01.2016 Üsküdar Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi 12:00
31.01.2016 Üsküdar Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi 12:00

Avrupa Yakası Gösterim Yerleri:

23.01.2016 Fatih Zübeyde Hanım Kültür Merkezi 12:00
24.01.2016 Fatih Zübeyde Hanım Kültür Merkezi 12:00
28.01.2016 Bağcılar Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz Kültür Merkezi 12:00
29.01.2016 Bağcılar Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz Kültür Merkezi 12:00
04.02.2016 Fatih Zübeyde Hanım Kültür Merkezi 12:00
05.02.2016 Fatih Zübeyde Hanım Kültür Merkezi 12:00
06.02.2016 Fatih Zübeyde Hanım Kültür Merkezi 12:00
07.02.2016 Fatih Zübeyde Hanım Kültür Merkezi 12:00




12 Kasım 2015 Perşembe

Mustafa Kutlu: Hesap Günü



İlk defa gittiğim Tüyap Kitap Fuarı'nda en büyük sürprizi Mustafa Kutlu üstadın yeni kitabı ile karşılaşmak oldu. Fuar için özel bir liste yapmamış, kısmetimizde ne varsa onu alırım diye gitmiştim. Senede bir kitap çıkarma adeti olan üstaddan yeni bir kitap beklemiyordum açıkçası. Ocak ayında çıkmış olan Tren Bir Keman hikayesi vardı zaten. Hesap Günü'nü görünce beni bir heyacan sardı. Üstelik sadece bu da değildi. Haziran'da basılmış bir de denemesi Vitrinde Olmak vardı üstadın. Bir yıl içersinde üç kitap. Büyük lütuf  biz severleri için.

Elbette kitabı elime alır almaz bitiverdi. Her hikayesini her karakterini sevmekle birlikte bu kitaptan başka bir haz aldım. Satır aralarında düşünceleri öyle vurgulu ifade ediyor ki üstad insan sarsılıyor.
Kitabın ismi zaten direk bir mesaj. Hiç bir insanın kaçamayacağı o Hesap Günü.

Hikaye ana karakteri kökleri son dönem bir Osmanlı paşasına dayanan Beyaz Türklerde diyebileceğimiz Arif Bedir Bey. Dedesinden pek bir mal-mülk kalmasa da paşazade ünvanı yetiyor. Yurt dışında işletme okuyup doktora yapan, yurda döndükten sonra  ülkenin dışa açılması ile birlikte ihracat ve turizm işleri ile hızla zenginleşen bir işadamı. Başından geçen farklı olayları atlatıp sonunda musalla taşında bulur kendini. Hikaye aslında burada başlıyor.

Ölmüş olmasına rağmen Arif Bedir Bey'in musalla taşında cenazeye gelenlerle diyaloğa giriyor. Yeni Amerikan dizlerinde çokça gördüğümüz flashback dedikleri geçmişe dönüşlerle zenginleşiyor konu. Cenaze gerçekten bir hesap gününe dönüşüyor.

Üstadın hikayelerindeki karakterler hatalı olsalar bile kötü insan olmuyorlar genelde. Muhakkak masum bir tarafı ile göstermeye çalışıyor ki insanlık ölmesin. Arif Bedir'de günahkar, çocuklarının dağılıp gitmesine engel olamayan bir kişi olmasına rağmen Allah'a yakınlaştığı anlar ile okuyucuyunun sevgisini kazanıyor. Ancak tam bu anlarda bir rüzgar esiyor tutunamıyor savruluyor Arif Bedir. 

Mustafa Kutlu hikayeci olmasına rağmen çok iyi bir İslam Ekonomistidir aslında. Hikayelerinde bunun bir çok izine rastlamak mümkün. Bu hikayede beni etkileyen en önemli hususta budur aslında. Bir Müslümanın çalışma hayatındaki ilkeleri hikayenin satır aralarına çok güzel yerleştiriyor. Bir cümlesi var ki can evimizden vuruyor.

- Vel hasıl dünya hayatı "İş" dediğimiz oyun ve eğlenceden ibarettir. 

Bildiğiniz gibi ayetin sadece bir kelime eklenerek  yapılan çok güzel bir tefsirini aslında. Ve daha nicesi Mustafa Kutlu sözleri olarak paylaşılacak güzellikte sizleri bekliyor. 


- Varlıklı, alafranga bir muhitte gariban bir cami
- Ölümden kim korkmaz ? Ancak erenler korkmaz
- Alayı siyahlara bürünmüş. Yahu bu gavur adeti nasıl bulaştı bize.
- Yani sen şimdi bize fakirliği teklif etmiş oluyorsun. Hayır ben diyorum ki fakir sabredecek, zengin şükredecek.
- Malı veren de Allah, alan da Allah. "Ben" dersen yoldan çıkarsın. "Ben" demek terk-i edeptir.
- Ehliyet ve liyakat sahipleri yönetime gelmeli. Önce ahlak, sonra kanun.
- Sabah namazına kalkıyormusun ? Bazan. Eee o zaman bunu beceremeyen birinin dini konularda ahkam kesmesi yakışık alır mı ?
- Camiye cemaate alışmış kişinin günü namaz saatlerine göre ayarlanır. Bir yerden bir yere gidecek olduğunda ikindiyi nerede kılacağını hesap eder.
- Şunu unutmamalı en önemli iş bağlantısı için atılacak imza, bizi bir sabah namazı vaktinden alıkoymamalı. Dünya işinin Allah rızası karşısındaki değeri budur.
- Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz.
- Biz Türklerin iki özelliği vardır. Pratik ve pragmatik olmak. O sebeple bizden filozof çıkmaz, aksiyon adamı çıkar.
- Sermaye bazı fertlerin elinde aşırı birikip bir müstakil güç haline gelmemeli.
- Güzel ama bu "iyi insan" olma seni kurtarmıyor. Hesap günü ibadetlerin helal ve haramın hesabını vereceksin.
- Onların hayatı Müslüman saatine uymadığı için esnafı horluyorlar.


26 Ekim 2015 Pazartesi

İstanbul Efendisi : Müzikalin Efendisi


2015 tiyatro sezonunun açılışını İstanbul Efendisi oyunu ile açtık. Methini çok duymama rağmen bir türlü gidememiştim. Şehir Tiyatrolarında 2008 yılından beri kapalı gişe oynayan oyunu Ümraniye Sahnesi'nde görünce tiyatro grubumuzla günler öncesinden yerimizi ayırmıştık.

Dekor ve kostüm dallarında bir çok ödül alan oyun perde açılır açılmaz bu ödüller ne kadar hak ettiğini ispatlarcasına etkiliyici bir başlangıç yapmakta. Nerdeyse tüm oyuncuların toplu olarak dans ettiği sahne oyunda dinleyeceğimiz güzel müziklerin habercisi gibiydi.

Oyunun yazarı Türk tiyatrosunun kurucularından ve en ünlü oyun yazarlarından Musahipzade Celâl. II. Mahmut döneminin valisi ve belediye başkanı konumundaki Kadı Halet Efendi'nin hayatından esinlenerek 1913 yılında yazdığı oyunda günümüzde olduğu gibi o dönemde de geçmişe ışık tutmukta. Modernleşirken geçmişten kopmamak gerektiğini savunan Musahipzade Celâl bir röportajında tarih perdesi altında unutulmaya mahkum olan geçmiş varlığımızın güzel ve çirkin safhalarını sahnede canlandırmak istedim der.

Oyunun yönetmeni ise tiyatronun duayen isimlerinden Engin Alkan. Oyunda uzun yıllar başroldeki Savleti Efendi'yi oynadıktan sonra bu yıl Tankut Yıldız'a bu görevi devretmiş. Engin Alkan'la karşılaştırm imkanım olmadı ancak genç oyuncu, oyun boyunca izleyiciden büyük destek aldı. Özellikle seyirci ile girdiği diyaloglarla seyirciye büyük keyif verdi.

Oyun hakkında daha önce duyduğum övgülerde Güldür Güldür Show'dan Şevket rolü tanıdığımız Çağlar Çorumlu öne çıkmaktaydı. Savleti Efendi'nin hafiften deli oğlu İrfan rolü için onun yerine gelen oyuncu ise en sönük olanıydı.

Menteş Ağa yada Mimi Ağa rolü  ile Zaer Kırşan ise en dikkat çekenler oyuncular arasında. Özellikle İrfan'la girdiği işaretlerle anlatma sahnesinde yengeç tiplemesi harikaydı.

Son olarak oyundaki müziklere değinmek istiyorum. Her bir tek başına insanı mest ederken oyuncuların dansları ile farklı bir atmosfere taşımakta.  Bir kere izlemekle yetinilmeyecek kadar güzel bir oyun olan İstanbul Efendisi'ne şimdiden yerinizi ayırtmanızı tavsiye ederim.

Yazan : Musahipzade CelâlL
Yöneten : Engin Alkan
Süre : 2 saat 45 dk. 2 Perde

http://istanbulefendisiardiyesi.tr.gg/

İstanbul Efendisi Oyun Fragmanı 






14 Temmuz 2015 Salı

Balkondaki Bahçe

Balkondaki Bahçe'de Domates

Yılbaşından beri yoğun bir iş temposunda dolayı çok özlediğim yollara çıkamadım. Ne kışı doyasıya yaşayabildim ne baharı. Arabayla işe gidip gelirken otoban kenarındaki ağaçların yeşerip çiçek açmasını izlemekle yetindim sadece. Doğayı kucaklayamamanın sıkıntısı ile bardakta avokada bile yetiştirmiştim. Bu küçük faaliyet uzun yıllardır var olan ancak zaman ayırmadığım çiçeklere olan ilgimi artırmıştı. Doğaya gidip kucaklıyamıyorsam, neden onu evime getirmiyorum ki diye düşündüm bir an. Babamın koskoca bir terası olmasına rağmen kendi küçük balkonumda sebze yetiştirmeye karar verdim. İşten eve her geldiğimde sulamak, gelişimlerini takip etmek istiyordum. Bir hafta sonu Mısır Çarşısı'ndaki çiçek pazarından dometes, salatalık, biber, nane ve çilek fidesi aldım. Bunlarla birlikte evdeki filizlenmiş soğanları da diktim mi küçük ama benim için dünya kadar büyük bahçem hazır olmuş oldu. Bahçeyi her suladığımda yayılan  domatesin, nanenin kokusu tüm yorgunluğumu alıp götürüyordu. Apartmanlara sıkışmış hayatımızda bir pencere açmıştı sanki. Hele tüm sebzeler olgunlaşıp ta iftarda bir salata olacak kadar ürün topladığımda mutluluğumu ifade edemem. Instagramda #BalkondakiBahçe hashtagi ile tüm gelişimlerini paylaştım. Bu bile çok eğlenceliydi. Her bir kareyi birleştirip evre evre  bahçemin gelişimini  paylaşmak projemin son adımıydı. Tüm bu nimetleri veren yüce Allah(cc)'a hamdolsun. Tüm bu yaptıklarımdan sonra Enam Suresinin 99. ayeti ile karşılaştığımda ise ne kadar faydalı bir iş yaptığıma bir kez daha kani oldum.

Balkondaki Bahçe
Enam - 99
O gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler,üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Herbiri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için ibretler vardır.

Balkondaki Bahçe'de Salatalık
Balkondaki Bahçe'de Biber
Balkondaki Bahçe'de Çilek

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Tirende Bir Keman : Hüzünlü Bir Yol Hikayesi


Her sene düzenli olarak bir kitap yazan Mustafa Kutlu üstadın son eseri bir yol hikayesi. Eskiden Ramazan'da kitap çıkarma adeti olmasına rağmen son iki yıldır yıl başlarını tercih ediyor. Tirende Bir Keman üstadın son kitabı. Anadolu'nun gamlı yollarını anlatan bir demiryolu hikayesi. İsminden anlaşılacağı gibi nağmelerle süslenmiş gönlü hoş eden bir hikaye. Ancak baştan sonra hüzünlü. Yerim deyindeyse tam bir Yeşilçam filmi. Zaten üstadın bütün hikayeler sinemaya çok rahatlıkla uyarlanabilecek kalitede. Tiren olurda keder olmaz mı. Haydarpaşa'dan kalkan Adana'ya kadar devam edene trene Türk Musikisinin en güzel şarkıları eşlik eşlik ediyor. Kutlunun  hikayeleri genellikle Anadolu masumiyetinin kaybetmediği yıllarda geçer. Mesala kötü adam yoktur günahkar adam vardır. İçki içse bile Yasin'i ezbere bilir mesala. Ancak bu kitap biraz farklı. İstemediğimiz ama var olan karakterler var hikayede. Bu da kitabı kapattığınız yüreğinizi burkuyor. Lanet okumak geliyor içinizde. Kötülük iyiliği yenmiştir. Şarkılar daha da bir hüzünlendiyor. Hikayenin konusunu anlatmak istemiyorum. Sadece üstadı bir kere daha tebrik etmek istiyorum. Gerçek yolculuğun hayat yolculuğu olduğunu ve onunda dikenli zor yollardan geçtiğini hatırlatıyor bize.

Bir kaç altı çizili cümle ve şarkı sözlerini aktarayım kafidir.

- Naime Haliç'teki adalara bakıyor. Yalnız kimsesiz. "Bana benziyorlar" diyor içinden. Ama tavşanları varmış.
- Balkonda iken bazen udunu bazen tanburunu alır, alçak sesle çalıp söylerdi. Haliç'in üzerinde ışıklar oynaşır, bir patpatlı motor ardında gümüşten bir iz bırakarak uzaklaşır, bir kuş dertli dertli öter.
- Cenab-ı Hak yağ mumu isteye yağ mumu, bal mumu isteteyene bal mumu verir.
- Kader ne var ise etme merak.
- Aşkın çaresi ya tahammül ya sefer
- Gideceğim gurbet eldir / Ya gelinir ya gelinmez.
- Uzaktan gelmişim yorgunum hancı / Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş
- Bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir.
- Uzayıp giden o tiren yolları
- İşte tiren. Memleketi toplamış gidiyor. Her birinin ayrı bir hikayesi ayrı bir dünyası var.
- Her şarkının kalplerde bir hatırası vardır.
- Bizim romanımız türkülerimizdir. ( Tanpınar)
- Şu karşıki dağlar var olsun / Selamı gelmeyen var olsun / Senden bana selam gelmek ar ise /Benden sana çok çok selamlar olsun. ( Eğin Türküsü)







MUSTAFA KUTLU ESERLERİ

  • Ortadaki Adam (1970)
  • Gönül İşi (1974)
  • Yokuşa Akan Sular (1979)
  • Yoksulluk İçimizde (1981)
  • Ya Tahammül Ya Sefer (1983)
  • Bu Böyledir (1987)
  • Sır (1990)
  • Arkakapak Yazıları (1995)
  • Hüzün ve Tesadüf (1999)
  • Uzun Hikaye (2000)
  • Beyhude Ömrüm (2001)
  • Mavi Kuş (2002)
  • Tufandan Önce (2003)
  • Rüzgarlı Pazar (2004)
  • Chef (2005)
  • Menekşeli Mektup (2006)
  • Kapıları Açmak (2007)
  • Huzursuz Bacak (2008)
  • Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı (2009)
  • Zafer Yahut Hiç (2010)
  • Hayat Güzeldir (2011)
  • Anadolu Yakası (2012)
  • Sıradışı Bir Ödül Töreni (2013)
  • Nur (2014)


29 Mart 2015 Pazar

Sultan Bayezid, Michelangelo ve Köprü


İstanbul fethetilmiş Fatih'in oğlu Sultan Bayezid tahta çıkmıştır. İstanbul'un imarı devam etmekteyken Ayasofya'dan sonra İstanbul'un en büyük camii olan Bayezid  Camii henüz tamamlanmıştı. Sultan'ın aklında çılgın bir proje vardı. Haliç'in üzerine bir köprü hayal etmekteydi. Önce meşhur İtalyan ressam Leonardo da Vinci'ye bir proje çizdirilir. Ancak beğenilmez. (Aynı proje yüzyıllar sonra seçim vaadleri arasına girecektir ne hikmetse).  Akabinde Sultan Bayezid yine dönemin ünlü ressamlarından Michelangelo'ya bir davet gönderir. Buraya kadar anlatılanlar resmi kayıtlarla sabittir,

Bundan sonrasını Fransız yazar Mathias Enard'ın kaleminden kurgular eklenmiş olarak "Savaşları Kralları ve Filleri Anlat Onlara" kitabından okuyacağız. İlgi çekici tarihini bir kurgu roman. Benim için de sürpriz olan Endülüs hikayeleri de içermesi. Kitap ayrıca yazara 2010'da Goncourt des Lyceens’i ve 2012'da Notre Dame de Sion edebiyat ödüllerini  kazandırmış.

Michelangelo Sultan'ın daveti üzerine İstanbul'a gelir. Köprü üzerine çalışması için Bayezid kütüphanesine yakın bir yer tahsis edilir kendisine. İstanbul'da gezintilere çıkar.  Bu gezilerde kendisine eşlik eden şair Mesihi ile dost olur. Ünlü heykeltraş İstanbul'dan ve insanlarından çok etkilenir. Romana göre San Pietro'nun kubbesi Ayasofya ve Bayezid Camii'nden, Medici Kütüphanesi ise Bayezid Kütüphanesi'nden ve bir çok heykeli İstanbul'da gördüğü karakterlerden etkilenerek yapılmıştır.

Romanın Endülüs'le olan ilgisi ise Gırnata'nın düşüp Müslümanların Akdeniz'in çevresine Osmanlı topraklarına sürgün edilmesi dönemine gelmesinden kaynaklanıyor. Galata'da dolaşan Endülüslülerle ve Arap Camii ile karşılaşıyoruz.  Hikaye içinde hikaye dolaşıyor. Endülüs Sultanlarının hikayelerini okuyoruz. Endülüs bir aşk olarak karşısına çıkıyor Michelangelo'nun karşısına. Belki de bir ölüm.

Kurgular abartılı ve  aşk ilişkilerinde klasik bir oryantalist bakış açısı olmasına rağmen güzel bir kitap. Ayrıca emek harcandığı, ciddi araştırmaların yapıldığı aşikar. Aldığı ödüllerle de bunu kanıtlamış zaten.

Hamiş :
Romanda ayrıca güzel bir yol sözüne rastladım. Aziz Paulus, "Dua etmeyi öğrenmek için deniz yolculuğu yapmak gerek." demiş. Aziz Paulus'un kim olduğunu araştırdığımda ise tanıdık bir bir sima çıktı. Antalya-Konya arasında St. Paul Yolu olarak bilinin Toraslardaki trekking güzergahına adına veren şahsiyet olduğununı öğrendim.  Michelangelo'dan  St. Paul'a dünya çok küçük değil mi ?

17 Ocak 2015 Cumartesi

Terzi : Bizi giydirenler mi yoksa yönetenler mi ?

 

2015'te her ay bir oyun hedefi ile Ocak ayı için seçtiğim oyun ise Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen Terzi . Bu oyunu seçerken beni etkileyen tanıtım yazısında vurgulanan absürt tiyatro (saçma tiyatrosu) biçeminin dünyadaki en önemli örneklerinden biri kabul edilmesi oldu. Oyunun yazarı Polonya'lı Slavomir Mrozek. Hayatının büyük bir kısmını sürgünde geçiren yazar bir çok ülkede yaşamak zorunda kalır. İtalya, Fransa, ABD hatta Meksika.

Politik ve sosyal eleştirisi olan bir oyun. Oyunun konusu ülkesiz bir yazara uygun olarak belirsiz bir zamanda ve coğrafyada geçmekte. Yani her ülkede ve dönemde yaşanan bir durum olarak düşünmek gerek. Ülkeleri yöneten idareciler olsa bile onlara yön veren hatta kurgulayan bir gücün var olduğu oyunda anlatılmak istenmekte. Diktiği elbiselerle insana şekil veren Terzi rolü ile bu güç oyunda yansıtılıyor. Yönetmen Ragıp Yavuz, oyunda sembolize edilen Terzi rolünün günümüz coğrafyasında ki etkilerini sorgularken şu soruyo soruyor. "Latin Amerika halklarının bir dili yok muydu ki bugün İspanyolca yada Portekizce konuşuyorlar ? Kuzey Afrika halkları niçin çok iyi Fransızca bilir ?" Kabul etmeliyiz ki yaşamımızda her zaman terziler olmuştur ve olmaya devam edecektir. Bu eleştiriyi sadece yönetimsel olarak değil toplumsal olarak anlamak gerek. Oyunun bir yerinde Terzinin söylediği " Evet, moda bizi yönetiyor. Ama moda nedir ? Herkes, hem herkesin giydiğini, hem de kimsede olmayanı giymek istiyor." repliği ile bunu çok güzel ifade ediyor. İş yerlerinde de aynı duyguları yaşamıyor muyuz ? Bizi giydirilen bir rolü oynuyoruz sadece.





***
Yazan : SLAWOMİR MROZEK
Çeviren : NEŞE TALUY YÜCE
Yöneten : RAGIP YAVUZ
Sahne Tasarımı : BARIŞ DİNÇEL
Kostüm Tasarımı : AYŞEN AKTENGİZ
Işık Tasarımı : MUSTAFA TÜRKOĞLU
Koreografi : YASEMİN GEZGİN
Efekt : ERSİN AŞAR
Süre : 1 SAAT 40 DAKIKA

OYUNCULAR
AHMET SARAÇOĞLU,
CAN BAŞAK,
CAN TARAKÇI,
ÇİMEN TURUNÇ BATURALP,
EMRAH DERVİŞ SOYLU,
EMRE KARAOĞLU,
ERGÜN ÜĞLÜ,
GÜLCE ÇAKIR


***




13 Eylül 2014 Cumartesi

Sivas Arkeoloji Müzesi : Hititlerden Günümüzü


Sivas bir Selçuklu şehri olarak bilinse de Hititlere kadar uzanan bir geçmişe sahip. Her dönemde önemli merkezlerden birisi olaran Hititlilerden Romaya,  Selçuklu'dan Osmanlıya her dönemde önemli merkezlerden birisi olan Sivas son olarakta Cumhuriyet'in kurulmasında büyük rol oynamıştır. İşte bu zengin tarih Sivas Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Eserler arasında dolaştıkta Sivas'ımı daha çok tanıma fırsatı buldum.

Sivas Arkeoloji Müze, 1923 yılında ülkemizde kurulan ilk müzelerden birisidir. İlk yıllardan bir lise binasında eserleri sergilemiş daha sonra Gök Medrese ve Buruciye Medresesi müze binası olarak kullanılmış. 2009 yılında ise bugünkü Sanayi-i Nefise Mektebi binasına taşınmış. 1896 yılında Reşit Akif Paşa tarafından kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi uzun yıllar mesleki eğitim verilmesi amacıyla kullanılmıştır.
Sivas Arkeoloji Müzesi
Sanayi-i Nefise Mektebi  - Sivas Arkeoloji Müzesi


Müzede başlıca serginelen eserler ören yerlerinde yapılan kazılarda çıkartılar eserlerdir. Özellikle Hitit döneminin önemli şehirlerinde Sarissa kalıntıları yer almaktadır.  Sarissa, meşhur Mısırlılarla yapılan Kadeş Antlaşmasında ismi geçen en önemli dini merkezidir. Sivas Merkez'e 60 km mesafede Kuşaklı Beldesi olduğu son yapılan kazılarda tespit edilmiştir.  Bu kazılarda en önemli bulgular ise tabletlerdir.

Hitit Tableti

Müzede benim en çok dikkatimi çeken ise Osman Gazi'nin heykeli oldu. Türkiye'deki ilk heykelin Sarayburnu'ndaki Atatürk heykeli olduğunu bildiğimden şaşırdım açıkçası. 1916 yılında dönemin valisi Muammer Bey tarafından Hafik ilçesinde yaptırılarak Sivas-Erzurum yolu üzerine dikilmiş. Osmanlı Döneminde yapılan ilk ve tek  heykel olma özelliği var. Abdülaziz döneminde at, boğa gibi heykeller yaptırılıp saraya yerleştirilmiş ve daha sonra İstanbul'un çeşitli noktalarına dağıtılmış olsa bile ilk insan heykeli Sivas'taki Osman Bey büstüdür.  1936 yılına kadar da ayakta kalan heykel dönemin valisi Nazmi Toker toker tarafında yıktırılmış. Bu özelliği ile de Türkiye'de yıktırılan ilk heykel olmaktadır.
Türkiye'de ilk yıkılan heykel
Osmanlı'da Yapılmış İlk Heykel : Osman Bey Büstü

Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine de ait önemli eserler eserler müzede yer almaktadır. Müze girişi 5 TL, müzekart geçerlidir. Sivas Tarihi Meydana 5 dk yürüme mesafesesindedir.






















12 Eylül 2014 Cuma

Yoldaki İzler 2 Yaşında


Yoldaki İzler, pirimiz Evliya Çelebi'nin duası ile  emin adımlarla yoluna devam ediyor. Rüştünü ispat ederek 2 yaşına girdi. Bir Eylül sonbaharında düşmüştü yola. Kendini kimseye beğendirmek için bir gayreti yoktu. Kendini bulmuş yollarda. Yıllardır başaramadıklarını Allah'ın izni ile yol ona sunmuştu. O da hep saygı duydu ona. Bazen ayrı düştü aylarca çıkamadı evden. Bazen bir telefonla şehir şehir dolaştı Anadolu'nun buğday kokan yollarında. Hem dilini hem kalbine bir dua düştü : Bırakma Bizi Yol. Yolu bırakmaya niyeti yoktu ki yolda onu bırakmadı. Kah Anadolu oldu kah İstanbul. Her zaman gözü yollarda oldu. Söz oldu aktı dilinden. Yetmedi yola söylenen sözleri derledi. Pek beğenildi : Yol Sözleri.  Fikri zikri yol oldu. Çok uzaklara gidemedi bu sene aklı gitse bile. Gönül koymadı. Hayallerinin bir köşesine yazdı. Gidemeyince uzaklara, koşmaya başladı. Ne de olsa yol yoldur dedi. Sahiller yetmedi ormanlar o da olmadı parklar bizim dedi. Hedefi büyüttü maratona katılma kararı aldı iki yakayı birleştirme için. Geleceğe daha bir umutlu artık. Yollar var oldukça Yoldaki İzler devam edecek.  

31 Temmuz 2014 Perşembe

Sonuncu İz : Yörüklerin Peşinde Bir Osman Şahin Öyküsü


Öykü ile hikaye arasında bir fark var mıdır yok mudur bilemiyorum. Bu tartışmayı edebiyatçılara bırakıyorum. Ancak bu iki türün Anadolu kültürüne romandan daha yakın olduğunu düşünüyorum. Osman Şahin'in "Sonuncu İz" öykü kitabını okuyunca buna daha çok kani oldum.

Sonuncu İz, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde geçen 7 öyküden oluşuyor.  Kitaba ismini veren Sonuncu İz, tam bir yol hikayesi. Kitap beni çeken de bu tarafı oldu zaten. Arka kapak yazısını okur okumaz bir yakınlık hissettim. Hele hele daha ilk sayfasında yapılan yolculuğu anlatması can kalbimden vurdu beni.

- Uzun, hızlı akan dereleri geçerek, bitmek tükenmez yokuşları çıkarak, sisleri, bulutları yararak, kayalıkları arkadan, yandan dolanarak yaptığım bir yolculuktu bu. (Sayfa 11)

Öykü, bir adamın arkadaşının aşağıdaki tavsiyesi ile Bolkarlara yapılan yolculuğu anlatıyor.

-Yürümeyi seviyorsan, Bolkarlara doğru yürü ! Oralarda göremediğini görecek, şaşırtıcı "izler" bulacaksın, insana ait "son izler". (Sayfa 12)

Daha sonra Bolkarların muhteşem atmosferi anlatılarak yolculuk anlatılmaya devam ediliyor.

- Yürüdükçe güneşin gökteki yoluna göre gölgem önüme düşüyor. Adımlarım benden kaçar gibi oluyor. Eski Yörük mezarlığından geçiyor yolum. Ölüm ve yaşam bir arada yan yana.  (Sayfa 13)

Bolkarların zirvelerine ulaştığında üst üste yığılmış taşlar görür. Ve sonuncu ize ulaştığını anlar. Bu taşların bizim dağ tırmanışlarında zirvelerde gördüğümüz taşlar olduğu aklıma geldi hemen.

Sonunda uyku ile uyanıklık arasında bir rüya görüyor. Bir anda yörüklerin dünyasında buluyor kendini.

Osman Şahin, Anadolu'dan beslenenerek 40 küsur yılını öykücüleğe adamış usta bir yazardır. Köy Enstitüsünden yetişen Şahin'in hayatı Anadolu'nun köylerinde geçer. Böylece en ince damarlara bile inebilmiş, gizli kalmış hikayeleri günyüzüne çıkartabilmiştir. Ayrıca bir çok öyküsü senaryolaştırılarak filme çekilmiştir. Yeşilçam sinemasında defalarca izlediğimiz Züğürt Ağa, Kibar Feyzo, Kurbağalar, Adak, Kan, Tomruk ve daha birçok yapım Osman Şahin'in öykülerine dayanır.

Sonuncu İz'deki diğer öykülerde de bu sinema tadını bulacaksınız zaten. Ancak beni en çok etkileyen ise okuduğum öykülerden bir tanesi annemin anlattığı hikayelerde birisinin neredeyse aynısı olması. Okuduğum zaman annem anlatıyor zannettim neredeyse.

Mersin doğumlu olan Şahin'in dili Yörüklerin dilidir. Türkmenleri dilidir. Yani göçün, yolculuğun dilidir. Bizim dilimizdir.

- Uzun yol insanı olmadığımız için kar kekliği gibi sekmeye başladık.  (Sayfa 86)



20 Haziran 2014 Cuma

Kon-Tiki : Bilimsel Dogmaları Yıkmaya Çalışan Bir Yolculuğun Hikayesi


"Kon-Tiki : Pasifikte 101 Gün" isimli kitabı görünce yıllar evvel lisedeyken Bilim Teknik dergisinde okuduğum yazıyı hatırladım. Güney Amerika'dan çok uzakta okyanusun ortasında olan adalara salla ulaşılabileceğini kanıtlamaya çalışan bir bilimadamını anlatıyordu. Nedense sadece sadece Paskalya Adası kalmış zihnimde. Ve adanın esrarengiz heykelleri. Onun dışındaki hikayeden habersizdim.


Kitabı incelediğimde tam bana göre macera dolu bir yol hikayesi olduğunu gördüm. Ayrıca yakın bir dönemde çekilmiş bir de film vardı. Önce kitabı okuyup hemen ardından filmi seyrettim. Tahmin edeceğiniz gibi kitap çok daha güzeldi.

Kitap, Norveçli bilimadamı Thor Heyerdahl, 1947 yılında Güney Amerika'nın batı kıyılarından Pasifik Okyanusu'ndaki Tahiti'nin doğusundaki adalara yaptığı yolcuğu konu edinmekte. Heyerdahl, 101 günlük  8.000 km (4.300 mil) lik yolculuk boyunca yaşadıklarını hem filme çekim belgesel yapmış hemde hatıralarını yazıp kitaplaştırarak (The Kon-Tiki Expedition) büyük başarı elde etmiş. Bunu ölümcül macera atılma sebebi ise bilim dünyasında inanmadığı dogmalara karşı yaptığı mücade olsa gerek.


Heyerdahl, Pasifik Okyanusu'ndaki Polinezya yerli halkların atalarının Güney Amerika'dan sallarla gelen İnka öncesi topluluklar olduğuna inanmaktadır. Bu toplulukların lideri ve tanrı kabul ettikleri Tiki'dir. Bunun araştırmak için 10 yılını bu adalarda geçirir. Ancak hiçbir platformda bu görüşü kabul görmez. En sonunda teorisini ispatlamak için Tiki döneminin şartlarına göre bir sal inşa ederek okyanusu geçme planları yapar. Büyük uğraşlar sonunda teorisi destek bulur ve salını inşa eder. Kendisi ve 6 müretttebatı ile yaptığı inanılmaz bir yolculuk sonunda adalara ulaşır. Kendi deyimi ile tam bir deneysel keşiftir bu. Kitapta en ince ayrıntısına kadar okumaya doyamayacağınız bir üslüpla anlatmakta.



Kitabı okuduktan sonra filmini seyretmek ise yolculuğu canlandırmak adına çok güzeldi. Ancak kitapta olmayan bölümleri farketmek çok kolay oldu.  Bunlardan Heyerdahl'ın karısı Liv'in yazdığı mektup gezginlerin psikolojisini tahlil etmesi açısında oldukça dikkat çekiciydi.

Sevgili Thor,

Başardın. Fatu Hiva’daki gece Tiki’yi anladın.
Yüzme öğrenmene de gerke yok.
Suya düşersen de iradenle yüzersin.
Anlamış olacağın üzere, ben, Tahiti’de seni bekliyorum.
Çünkü bu bizim hayatımız ve kuralları sadece biz koyarız.
Sen kim olduğunu biliyorsun.
Ve hayatının sonuna kadar her an günabatımını kovalayacaksın.
Thor, bu pasifik Okyanusunu keşfetmekle ilgili değil.
Gitmenden önce neden gittiğin önemliydi.
Her şeyi geride bırakamadın ve bilinmeze doğru yol aldın.
Ama bu sensin.
Benim sevgili Thor’um.
Komik olan şu ki ben seni yine de seviyorum.
Ve bizi uzaklaştıran şey de bu.

Liv

Liv haklıydı. Thor Heyerdahl bu macerayı başarmış ve büyük bir üne kavuşmuş olsa bile gitmekten kendini alamayacaktı. Tüm denizlerde farklı denemeler yaptı. Atlat okyanusunu Mısır usulü sallarla geçmeyi denedi ve ikinci seferin başardı. Hint Okyanusun'da kıyı boyunca sallarla seyahatlerde yaptı. Teorisini desteklemek için bir çok adada arkeolojik kazılar yaptı.

Açıkçası benim kafamdaki bir çok soruya cevap oldu diyebilirim. Hz.Adem'in ilk insan olduğuna iman etmiş bir Müslüman olarak uzak kıta ve adalardaki insan varlığı hep soru işaretiydi benim için. Müslüman bilim adamları bile kafa patlamış bir çok teori üretmişlerdi. Heyerdahl'ın teorisine göre pekala tüm insanlık Ortadoğu'ndan önce Asya Afrika ve Avrupa daha sonra ise Amerika ve uzak adalara geçmiş olabilir. Ve bunu yüzyıllar boyunca elde ettiği bilgi deneyimi ile yapmıştır. Heyerdahl teorisini destek ararken bir dergide yaptığı sunumda şöyle ifade ediyor.
- Okyunusların en değil yol olduğunu kanıtlamak istiyorum.


Bunu yıllarını geçirdiği adadaki yerlilerden öğrenir. Yine New York'ta Kaşifler Lokalinde bir kaptan söylediği şu sözle ifade edilir.



Heyerdahl'ın tüm başarılarına rağmen bilim dünyasının katı duruşu günümüzde bile kendini hissetirmekte ve bir çok bilimadamı tarafından kabul görmemektedir.

Kon-Tiki'nin ulaştığı Roroia Adası

Kon-Tiki belgesel çekimi yapılırken 
Kon-Tiki'nin Mürettebatı 


Kon-Tiki Film Fragmanı : 


Balsa Salı
Balsa Salı Norveç'te Açılan Kon-Tiki Müzesinde sergilenmektedir.

İnka Tanrısı Kon-Tiki

Kon-Tiki Okyanus Rotası
Kon-Tiki Rotası



 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys